17 Şubat 2015 Salı

DEM

-Bölüm 2-

Dört yıl önce.

"Abla ben çıkıyorum." diye seslendi Ege, tamam demek istercesine mırıldandı Nisan yattığı yerden. Pencereden içeri sızan güneş ışıkları yatakta fazla oyalanmasını engelliyordu. Yarım saat sonra mesaisi başlayacaktı ve kahvaltı ile harcayacağı zamanı yine uyumak için kullanmıştı. Su içmek için gittiği mutfakta bir hediye paketine rastladı, üzerindeki notta "Bardağını kırdığım için özür dilerim, bunun için kardeşine kızmazsın ama ben telafi etmek istedim :)" yazıyordu. Tebessümle paketi açıp kutunun içindeki kardeşinin ve kendi isminin baş harflerinin yazdığı beyaz kupayı çıkarttı, bardağı inceledikten sonra suyunu içip tezgaha ters çevirip koydu. Odasında çalan telefonu eline aldığında arayanın sevgilisi Ozan olduğunu görmüştü, telefonu açıp "Canım!", "Günaydın güzellik, yüzünü yıkamadığını biliyorum." dedi Ozan. Nisan telefonu hoparlöre vermişti ve bir yandan kıyafet bakıyordu."Bir tanem geç kalıyorum, günaydın." dedi Nisan, "Bebeğim yarın doğum günün ve biz daha iyi bir plan yapabiliriz." Ozan Nisan'ın istediği gibi bir doğum günü gecesi geçirmek istemiyordu. "Canıım, sen Ege ve ben bir yerlere gider eğleniriz bana bu fazlasıyla yetecek." dedi ve ekledi, "Şimdi kapatmalıyım, giyinip çıkmam lazım, seni seviyorum!" dedi. "Tamam, akşam geleceğim, seni seviyorum bebeğim" deyip telefonu kapattı. Nisan bu sırada mavi kareli yeşil pantolon ve üzerine turkuaz gömlek seçmişti. Üzerini giyinip evden çıktı. Nisan yerel bir içecek firmasının satış sorumlusuydu, Ege'nin okul masrafları ve geçimi için yeteri kadar kazanç sağlıyordu.

*EGE*

Ege kırmızı Kawasaki CBR 650 model motosikleti ile okula gelmişti. Motosiklet tutkusu çocukluğundan beri hiç bitmemişti, yasal ve yasal olmayan sayısız yarışmalara katılmış çeşitli dereceler kazanmıştı. 2 yıl önce bir yarışta geçirdiği kazadan sonra ablasının tüm ısrarlarına rağmen motordan vazgeçmemiş ama artık yarışlara katılmayacağı sözünü vermişti. Motoru park edip kaskı çıkardığı sırada telefonu çaldı, arayanın Ozan olduğunu görüp açtı, "Evet?" dedi. "Ege ablana bir şekilde yarınki kutlamayı yapamayacağımızı anlatmamız gerek, ya da bir şekilde ertelememiz lazım." dedi. Ege şaşırmış bi şekilde eliyle dalgalı saçlarını düzelterek "Neden sorun yaptın ki? Yarış akşam 19:00 da, yarıştan sonra bir şeyler yaparız, olmaz mı?" dedi. "Bilmiyorum, yarış ve doğum gününün aynı akşam olması riskli!" dedi Ozan ve ekledi "Aslında bu yarışa halen çıkmayabilirsin..." Ege sözünü keserek "O paraya ihtiyacım var, her şey çok daha güzel olacak! Ablam ve ben o huysuz ev sahibinin kahrını daha fazla çekemeyiz!" dedi. "Tamam, nasıl diyorsan..." dedi ve telefonu kapattı Ozan. Ege'nin katıldığı illegal yarışları Ozan organize ediyordu ama bu 2 yıl önce zaten sona ermişti. Ege ablasına doğum günü hediyesi olarak çok istediği evi alarak onu mutlu etmek istiyordu ve bu yarış son olacaktı. Gerçekten son!

Saat 19:40

Nisan, Ege ve Ozan dışardan söyledikleri yemekleri masaya hazırlayıp sohbet işliğinde yiyor bir yandan yarın ki doğum günü gecesinin nerede yapılacağını kararlaştırıyorlardı. Ozan'ın yüzündeki gerginliğin tam manası ile sebebini bir tek kendisi biliyordu. O sırada Ege Ozan'nın omzuna vurarak "Ben sizin gibi 5 yıl sevgili kalsam bir yerlerden plaket beklerim, neden evlenilmiyor?" dedi, önündeki yemeğe bakıp gülümseyerek "Bazıları evlenme teklifi etmekte özürlü oluyor da ondan." dedi Nisan. Ozan bu teklif için doğum gününü beklemişti ve bunu o akşam yapacaktı, kendinden emin bir şekilde "Beş yıl bekleyen bir kaç gün de bekler her halde? Yoksa mühendisler doktorlar mı sırada?" dedi gülümseyerek. Güzel bir akşam ve iyi bir yemekti, bu üçlü iyi anlaşıyor ve bir aile havasına zaten girmişti. Nisan ve Ege'nin Anne-Babası altı yıl evvel birer yıl arayla akciğer hastalığından vefat etmesi bu ilişkiyi bir abla kardeş bağından çok daha fazlasına taşımıştı... Saatler ilerlemiş ve Ozan evinin yolunu tutmuştu. Işıklar bu gece de yarın her şeyin çok daha iyi olacağı inancı için kapanmıştı...

20 Aralık sabahı saat 07:14

"Günaydın doğum günü ablası, tam 29 yıl evvel bu saat ve dakikada geldin bu dünyaya!" diyerek yanaklarını öpücüğe boğuyordu Ege. Nisan neye uğradığına şaşırarak gülümsüyor bir yandan da elleriyle hala onu öpmeye çalışan kardeşine siper yapıyordu, "Dur deli dur gözümü açayım" dedi kahkaha atarak. "Abla, hiç merak etmedin mi? Aralık'ta doğmana rağmen isminin Neden Nisan olduğunu?" dedi Ege. Gülümseyerek "Belki de erken doğumumdur?" dedi Nisan. Ege gülümsedi ve "Dört ay erken doğmak için neye acele etmek gerekti acaba?" dedi ve ekledi, "Sana bir çok kişi iyi ki doğdun diyecek belki ama bana lazım olduğun kadar kimseye lazım değilsin! Iyi ki varsın! Her şeyimsin! Iyi ki doğdun ablam!" İkisininde gözleri dolmuştu, ve sıkıca sarıldılar. Bir kaç dakika böyle kaldıktan sonra "Benim çıkmam lazım, sana müthiş bir doğum günü hediyesi vereceğim bu akşam." dedi Ege ve hazırlanmak için odasına geçti. Nisan bir kaç saniye tavana baktıktan sonra kalkıp kahve koymak için mutfağa gitti. Ege'nin dün hediye ettiği bardağın kulpunun kırıldığını gören Nisan Ege'ye seslendi "Bu kaç oldu?" Ege durumu anlayıp "Sana bir sözüm daha olsun abla, gece çok susamıştım, oldu bi kaza..." diye haylaz bir açıklama yapmıştı. Ege'yi yolladıktan sonra kendi de hazırlanıp iş yerinin yolunu tuttu. Gün içinde akşam ki program için görüşmeler yapılıyor kararlar alınıyordu. Ege ve Ozan'ın aklı akşam ki yarıştaydı...

Saat 18:45

Ege Ozan'la beraber motoruna son kontrolleri yapıyordu. Ozan motor ustasıydı ve tüm onarımları gerçekleştiriyordu. Ozan eline kaskı alıp "Tamam nasıl hissediyorsun?" diye sordu. "Iyi, yani biraz gergin..." dedi ve ekledi "Ama uzun zaman oldu bunu atlatırım." dedi. Ozan tedirgin şekilde "Bak, çekilebiliriz... Yani yarışmak zorunda değiliz." dedi. Ege kaskı alarak kafasına geçirdi ve "O evi alacağım!" dedi. Yarışa 26 yarışmacı farklı şehirler ve ülkelerden gelmişlerdi. Illegal bir yarış olduğundan şehir merkezinden hayli uzaktaydı. Yarışmacılar yerlerini almışlardı, start atışına saniyeler kalmıştı.

Saat 19:00 

Yarış başlamıştı altı yarışmacının önünde başlayan Ege kısa sürede 11. Olmuştu, virajların keskin olması işini zorlaştırıyordu ama o iyi bir sürücüydü. 3 rakibini daha geçerek hızla yarışa devam etti. Tek turluk bir yarış olduğundan fazla vakti yoktu. 5. sürücünün kaza yapmasıyla 3 motor yarış dışı kalmıştı ve Ege ani bir hızla rakiplerini geçerek 3. olmuştu. Yolun virajlı olması fazla sürat yapmasına engel oluyordu. Bitiş çizgisine 4 km kala yalpa yapıp dengesini kaybeden rakibini geçerek 2. Oldu ve önündeki rakibinin tam arkasındaydı. Yokuş aşağı düzlüğü gören Ege ani bir hızla rakibini geçti, bitiş çizgisinin 50 metre gerisindeki son virajı geçtiğinde birinci olacaktı. Viraja yaklaşırken hızını düşürmek istedi ama frenlerde bir problem vardı, tutmuyordu. Soğuk terler döküyor kısık kısık ve hızlı hızlı nefes alıyordu, frenleri durmadan sıkıyordu, virajı bu hızla geçmesi imkansızdı. Gözünün önüne ablasının yüzü geldi ve her şey karardı... Virajı alamayan motor yol kenarı bariyerlerine çarpıp takla atarak arkadaki taşlığa çarptı ve parçalandı. Ege'nin kaskı parçalanmıştı ve kanlar içinde yığılmıştı. Kazayı gören Ozan bağırarak koştu ve Ege'nin yanına gelerek nabız kontrolü yaptı... Nabzı atmıyordu. Yüzünü kan kaplamıştı. Ozan koşarak arabasını aldı ve Ege'yi hastaneye yetiştirmek için son sürat yola koyuldu. Hastaneye geldiklerinde Ege çoktan ölmüştü ve müdahale bile yapılmamıştı. Aramaları cevapsız kalan Nisan tekrar arıyordu, Ozan son gücüyle hastaneyi tarif etti ve gelmesini istedi... Ege'nin öldüğünü söyleyememişti. 15 dakika sonra hastaneye geldi, koşarak ve soluk soluğa... Ne yaptığını bilmez şekilde Ege diye bağırıyordu... Koridordan sola dönüp kanlar içinde duvar dibinde oturup ağlayan Ozan'ı gördü, "EGE! NEREDE O!!!" diyerek silkti. Ozan cevap veremiyor, ağlıyordu. "OZAN EGE NEREDE IYI MI?!" diye bağırıyordu. Ozan hıçkırarak ve güç bela "O... O. Öldü!" 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder