17 Şubat 2015 Salı

DEM

-Bölüm 3-

Kıyı Cafe saat 19:04

Nisan sekiz basamaklı merdiveni çıkıp cafeye girmişti. Yerdeki kayın ağacından döşemelerin yıpranmış ve verniği atmış hali onu yıllar öncesine götürmüştü. Belkide yıllar sonra değişen bir tek kendisiydi. Salon şefinin onu karşılayıp rezervasyon durumunu sorduğunda onun tüm dikkati cafede çalan Jon Foreman'nın In my arms şarkısındaydı. Bir an kendine gelip "Evet? Ozan, Ozan Dağlar" dedi. Garson eliyle yolu göstererek cam kenarındaki 34. masayı gösteriyordu. Ozan sırtı dönük oturuyordu. Masaya her ne kadar gitmek istemese de merakı onu masaya doğru itiyordu, her adımda hızlanan kalbine engel olamıyordu. Nefret, kırgınlık, sevgi, aşk ve merak. Bu duyguları aynı anda yaşamak onu sersemletmişti. Masaya geldiğinde boğazını temizleyerek "Ozan" diye seslendi kısık sesiyle. Birden arkasını dönen Ozan, yaşlı gözlerle ayakta zor duran Nisanı gördü ve "Nisan! Gelmeni beklemiyordum" dedi ve kolundan tutup oturmasına yardım etti. Nisan koltuğa oturmuştu, yaşlı gözlerle Ozan'a bakıp sol omzunda asılı olan yeşil çantasının askısını iki eliyle sıkıca tutuyordu. Masadaki kırmızı servis peçetesini alıp göz yaşlarını silmek isteyen Ozan'a kafasını çevirerek tepki gösterdi. Merak ettiği o kadar çok şey varken tek bir kelime etmeye gücü yoktu. Bir kaç dakika sonra masada duran su şişesini açıp titrek ellerle bardağına doldurdu ve içti. Derin bir nefes alıp denizde balığa çıkmış takanın fenerine baktı ve "Nereye kayboldun? İzmir'e neden geri geldin?" diye sordu. Ozan cevap vermek için yaklaştı ve "O gece gitmek zorun-" Nisan sözünü keserek "Kardeşim, ona ne oldu Ozan?! O gece ortadan kayboldun! Beni orada o halde bırakıp nasıl gidebildin!? Kardeşime ne olduğuna dair hiç bir fikrim yok! En ufak bir ip ucu bile yok ve sen umarım buraya bana bunları açıklamak için gelmişsindir!" dedi. Soğuk terler dökmeye başlayan Ozan gerilmişti, bir bardak su içtikten sonra arkasına bakıp sipariş almaya gelen garsona gelmemesi için işaret yaptı. Nisan hızlı nefes alıp veriyordu, Ozan'ın gözlerine bakarak "Kardeşime ne oldu Ozan!? Yine mi yarış?!" diye sordu. Ozan derin bir nefes alarak anlatmaya başladı, o yarışın son olduğunu ona bir ev hediye etmek için yarıştığını ve virajı alırken kaza yaptığını anlattı. Nisan acı içinde tüm anları tekrar yaşıyordu, titrek bir sesle "Ev mi?" dedi ve kafasını sağa sola sallayarak "Böyle bir kaza nasıl olur?!" diye sordu. Ozan masadaki delikleri nemlenmiş tuzluğa bakarak "Ben de anlamadım, bitişe 30-40 metre vardı, viraj çok kötüydü. O anları unutamıyorum!" dedi. Nisan burnunu çekerek "Sen unutamıyorsun, ben her gün o acıyı yaşıyorum! Aniden ortadan kayboldun, sana ulaşamadım bile!" dedi ve ağlamaya başladı. Ozan gözlerini ovuşturarak "Yarış illegaldi ve baskın ihbarı alınmıştı, orada yakalanan bazı kişiler isimlerimizi vermişti. Bana telefon geldi ve o gece sabaha karşı İspanya'a kaçtım." masadaki telefonuyla uğraşarak devam etti "Kaçmasaydım yakalanıp hapse girecektim ve seni yine yalnız bırakacaktım Nisan" dedi. Kendini toparlamaya çalışan Nisan masadan peçete alarak yüzünü gözünü sildi ve "4 yıl Ozan! Hayatımda bir ikiniz vardınız ve aynı gece ikinizi de kaybettim! Ne oldu peki artık gitmeyecek misin?" diye sitem etti. Nisan'ın ellerini tutarak "Hayır, seni götürmeye geldim. Orada bir hayat kurdum, benimle gelirsen geçen 4 yılın telafisi için elimden geleni yapacağım!" dedi Ozan. Nisan söylediklerine anlam verememişti, ellerini çekip montun cebine koyarak "Izmir'de neden kalmıyorsun?" diye sordu. Ozan ellerini birleştirip "Orada bir hayat kurdum ve iyi bir gelirim var, ayrıca burası kötü anılarla dolu. Benimle gelmelisin Nisan" dedi. Nisan sitemkar bir gülüş atıp " Demek acılardan kurtulmak için ülke dışına çıkmak yetiyor?!" Ozan Lafını keserek "Lütfen Nisan, yarın akşam buradan gidiyorum, sen de benimle gel, her şey yeniden başlar." diye yalvardı. Nisan yüzündeki şaşkınlığı gizlemeye çalışarak "Anlamıyorum, sen... Sana bir şeyler olmuş" dedi ve ekledi. "Yeniden başlamak için çok fazla şey kaybettim Ozan, bence sen iyi değilsin". Ozan kalkıp Nisan'ın yanına oturdu ve "Nisan lütfen, benimle gel!" diye ısrar etti. "Bir şartla gelirim" dedi Nisan. Yerinden fırlayan Ozan merakla şartını sordu ve yerine oturdu. "Kaza için görgü tanığına ihtiyacım var, sen her şeyi gördün. Bunu yaparsan seninle geleceğim." dedi Nisan. Lafını bitirir bitirmez "Bu mümkün değil! Ben hala aranıyorum! Buraya kaçak geldim Nisan bunu yapamam!" diye karşı çıktı Ozan. Nisan yerinden kalkıp toparlandı ve "Yarın saat 11:00 da bana gel" dedi ve ekledi "Evime taksi ile gideceğim, teşekkür ederim." Ozan bir şey anlamasa da sürecin olumlu geçeceğini hissediyordu...

-Acısını yıllarca içinde taşımış insanlara yaklaşırken sabırlı olmak gerekir. Empati bu noktada çaresizdir çünkü acıyı tam manasıyla acıyı çeken anlayacaktır.-

21 Aralık saat 09:37

Zilin çalmasıyla kapıya hızla yönelen Nisan gelen kişinin kim olduğunu biliyordu. Gelen cinayet komseri Nusret Aksoy'du "Günaydın Nisan hanım" dedi ve içeri girdi. Nisan eliyle salonu göstererek "Saat 11 de burada olur, buyurun geçin." dedi ve ekledi "Bu görgü şahitliğini resmi yolla yapmayacağız, olanları size anlatacak siz de bilgi sahibi olacaksınız. Böyle konuşmuştuk, aksi durum olmayacak değil mi?" diye sordu. Koltuğa oturan komser arkasına yaslanıp "Evet o konuda rahat olun lütfen, Ozan beyin arandığını biliyorum ama şimdilik önceliğimiz kaza ile ilgili bilgiler ve ayrıntılar." dedi. Nisan teşekkür edip kahve koymak için mutfağa gitmişti. Dosyanın kapanmasına rağmen hala bu ölmümün sırrını araştırdığı için komsere minnettardı. Belki de zaman gerçekten her şeyin ilacıydı. Ölümlerin bile...

Saat 11:00 

Kapı çaldı, gelenin Ozan olduğunu bilen Nisan kapıya yöneldi ve kapıyı açtı. İçeride oturan adamı gören Ozan tedirginliğini gizleyemedi ve kaşlarıyla adamı göstererek kim olduğunu sordu. Nisan içeri gelmesini söyledi. Ozan içeri girip kapıyı kapattı...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder